|
Kelime kökeni olarak "amphi" yani çift taraflı ve "pherein" yani taşımak anlamındaki sözcüklerin birleşiminden oluşmuştur .
Latince amphora < Antik Yunanca ἀμφορεύς (amphoreús, amphiphoreús)
Antik Yunanca'da, phoreús taşıyan ve amphi her ikisi, iki yanlı, çepeçevre anlamındadır.
Dibinin sivri oluşu üçüncü kulp özelliği ve teknede hacimden kazanmak amacıyla yapılmıştır.
4000 yıl önceye ait bir tablette, 2 kulplu kap üzerinde "a-pi-po-re-we" yazısı bulunmaktadır.
Troya Savaşı'nı anlatan İlyada Destanında geçer.
İlk amphora tipleri, Tunç Çağı'nda, "Vaadedilmiş Topraklar" anlamına gelen Kenan Ülkesi'nde imal edilmekteydi. Milattan Önce 7nci yüzyıldan bu yana tüm Akdeniz'de, taşımacılıkta kullanıldı.
Amphora taşıyan tekneler, 2000-3000 amphora alabilecek kapasitedeydiler.
Marsilya açıklarında bulunan 33 metre boyundaki Grand Conglue batığı 10000 amphora taşıyordu.
Ayrıca o dönemde amphora bir ölçü birimiydi.
Sinop, Sakız, Rodos, Karadeniz Ereğlisi ilk amphora yapım merkezleridir.


İç izolasyonlarında beyaz şarap ve bazı likitlerde reçine, sakız, mazı katranı kullanılmıştır.
Toplumsal kültürlere göre şekil ve kulp değiştiren amphoraların bazılarının üzerlerinde amphora yapıcısının veya satın alan kişiye özel amblem veya simgeler bulunmaktadır.
Amphoranın ağzı, ağız çapına uygun, gene pişmiş topraktan yapılan bir parçayla kapatılıp bal mumuna daldırılırdı ve ağzı bez ve ip parçalarıyla kapatılırdı.

Ortalama 16 – 27 litre arasında likit alan amphoralar dönemin bir ölçü birimi olarak da kullanılıyordu. Taşımacılıkta üst üste bindirilen amphoralar, aralarına çeti ( Akdeniz’e özgü dikenli bir bitki) yerleştirilip süspansiyon sağlanmakta ve kırılmaları engellenmekteydi.
Yörelere göre değişen amphoralar, taşıdıkları malzemelere göre değişik formlarda üretilmekteydi.

Bir Akdeniz kültürü olan amphoralar bakliyat, hububat, şarap, zeytinyağı, reçine, balık yumurtası, balık, yunus yağı, iç yağı, hayvansal gıdalar, su ve benzeri likit ve katı malzemeleri taşımış yüzyıllarca.
Denizden çıkarımı ve satışı yasal olmadığından, balıkçıların ağına takılan amphoralar, bürokratik engellerden dolayı kırılmış çoğu kez.

Günümüzde özel koleksiyonerler tarafından müze raporlu olarak temin edilebilmekte. Fakat bürokrasinin zorlukları bir Akdeniz kültürü olan amphoraların gün ışığına çıkmasını engellemekte.
Akdeniz’in maviliklerinde yalnızlığına terkedilmiş ve bilinçsizce çıkarımlar sonucu kıyıda köşede sözde dekor olarak yer alan amphoralar ağlamakta…
İşte bundandır Akdeniz’in tuzlu oluşu.
|